1. Bölüm - En Sevdiğini Kaybetmek

09:32


Adrian Von Ziegler - Fallen eşliğinde okuyun lütfen 




Bir inleme sesi duydum. Ses çok yakındaydı, üstelik tanıdıktı. Zihnim kara bir deliğin içinden çıkmaya çalışıyor gibiydi. Bütün bedenim ağırdı. Gözlerim de öyle... Zeynep, Hakan... Görüntüler parça parçaydı. Korktuğumu hissediyordum. Hem de çok fena korkuyordum. Zeynep iyi miydi?

Kapalı göz kapaklarımın altında kardeşimin benimkilere dikilmiş kocaman gözlerini gördüm. O da korkuyordu. Neler oluyordu?

Bir bıçak vardı, kocaman.

Aniden gözlerimi açtım.

İlk anda görebildiğim tek şey yine karanlıktı. Gözlerimi kapatıp yeniden açtım. Galiba yerde yatıyordum. Sırılsıklam olduğumu hissettim. Görüşüm yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. İlk gördüğüm şey ise Zeynep oldu. Biraz uzakta, yerde yatıyordu. Onun hareketsiz bedenine bakarken yaşananlar aniden zihnime akmaya başladı. Bıçaklanmıştık. O da ben de yaralanmıştık.

Bedenimi aniden saran bir titremenin eşliğinde "Zeynep," diye bağırdım. Yerimden kalkmak için hamle yaptığımda da bedenime saplanacak olan acıyı bekledim. Hiçbir şey olmadı. Her yerimin kan içinde olduğunu biliyordum. Hala tenimde kanımın ıslaklığını hissedebiliyordum ama dönüp bakmadım. Onun yerine yerimden kalkıp, koşarak Zeynep'in yanına gittim.

Yıkık dökük binaların arasından gök ağarmaya başlamıştı. Saatlerdir, burada olmalıydık. Saatlerdir kanıyordu. Ben de öyle... Kendimi kaybedersem Zeynep'e yardım edemezdim. Elim istemsizce bıçak darbelerinin paramparça ettiğini sandığım, sağ yanıma gitti. Hiçbir şey yoktu. Neden bir şey hissetmiyordum? Yaramı görmek için hızlıca kazağımı sıyırdım. Hiçbir şey yoktu.

Ne?

Yaralandığımın kanıtı olan, parçalanmış, kanlı kazağımı iyice kaldırıp kurumuş kanla kaplı olan elimi, tenimin üzerinde gezdirdim. Bedenimde bir çizik bile yoktu. Sırtımdan aşağı bir ürperti indi.

Zeynep'e baktım. Belki de rüya görüyordum. Belki onun da yarası yoktu. Aslında sadece uyuyordu?

Hemen benimkinden çok daha kötü durumda olan ağırlaşmış kazağını yukarı doğru kaldırdım.

"Ya hayır!" diye bağırdım, parçalanmış etini görünce. Sonra Zeynep'in ne kadar cansız olduğunu fark ettim. Yaşıyor olmalıydı, değil mi? Ölmüş olamazdı. Titreyen ellerimle hala kanamaya devam eden yaraların üzerine bastırdım. Sonra da kardeşimin kalp atışını duymak için kulağımı, göğsüne yasladım.

Bembeyaz olmasının ne önemi vardı ki? Ya da kanından bir birikinti oluşmasının, yine de yaşıyor olabilirdi değil mi? Yine de kurtulabilirdi?

Hem birkaç adım ileride benim de kanım vardı. Zeynep'inki kadar değildi ama benim de çok fazla kanım akmıştı ve ben buradaydım işte. Mucize miydi bu, ne haltsa işte, ondan Zeynep'e de olmuş olamaz mıydı?

Kalbi atmıyordu.

"Zeynep," diye fısıldadım. Kafamı kaldırıp kapalı gözlerine baktım. "Zeynep, bana baksana."

Bakmıyordu. "Zeynep, bana bak!" dedim. "Zeynep, bak bana!"

Birden bir çığlık sesi geldi. İrkilip arkamı döndüm. Bir adam ve bir kadın, ara sokağın girişinde duruyordu. İkisi de donmuş gibiydi.

"Yardım edin," dedim. "Lütfen yardım edin, ölüyor."

Adamla kadın, sanki o an çözülmüşler gibi bir anda koşarak yanıma geldiler. Adam yanımdan geçip, iki parmağını birleştirerek Zeynep'in boynuna dokundu.

"Yaşıyor değil mi?" diye sordum.

Adam yanıt vermedi.

"Yaşıyor mu?" diye bağırdım. Yanağımda bir ıslaklık vardı. Galiba ağlıyordum.

Omuzlarıma sıcak iki el dokundu. Kafamı kaldırıp kadına baktım. Adamla bir an göz göze gelmişlerdi. Zeynep'e ise bakmamaya çalışıyordu.

"Gel canım," dedi bana. "Samet polisi de ambulansı da çağıracak şimdi."

Omuzlarımı silkerek, kadının tutuşundan kurtuldum. "Delirdin mi sen?" diye bağırdım. Neredeyse çığlık atıyordum. "Ne kadar kan kaybetti görmüyor musun? Yarasını bırakırsam daha da çok kanayacak. Ölecek."

Kadın bir kez daha adama baktı. Ben de adama döndüm. Bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açtı ama ona izin vermedim.

"Ölmedi," dedim. "Kurtulacak!"

İnkar etmek bir hayatı geri getirmiyordu. Bunu öğrendiğim için bile kendimden nefret ediyordum. Gökyüzünden bir damla düştü. Tam olarak Zeynep'in bembeyaz teninin üzerine. Zeynep yağmuru da severdi. Gün aydınlanmaya başlıyordu. Adının Samet olduğunu öğrendiğim adam polise telefonda "bir ceset var" dedi.

"Onun adı Zeynep!" diye bağırdım. Artık ağlamıyordum. Ağlayamayacak kadar acı ve öfke doluydum. Kilitlenmiş gibi kardeşimin yüzüne bakmaya devam ettim. Yağmur giderek hızlandı ve hızlandı. Zeynep'in kanı bacaklarımın yanından akmaya başladı. Ellerimi yavaşça parçalamış bedeninden çektim ve saçlarına uzandım.

"Ama bizim yaşayacak çok şeyimiz vardı," diye mırıldandım. "Gitmesen olmaz mı?"

Dudaklarımı onun yumuşak, buz gibi yanağına değdirdim ve başımı göğsüne yasladım. Kan kokuyordu. Adamla kadın bana baktı. Onlara benden uzak durmalarını neredeyse emreden bir bakış attım. Uzaklaşarak, dün gece benim Zeynep'i beklediğim yere gidip yağmurdan korunmak için bir çatının altına girdiler. Güneş, yağmur ve kanla yıkanmış olan bedenlerimizin üzerine doğdu. Sirenler yaklaştı. Gürültülü araba motorlarının seslerini, tekerlere değen frenlerin sesi izledi. Sonra koşuşturma başladı. Birileri beni Zeynep'in üzerinden çekmek için hamle yaptı. Ona daha sıkı sarıldım.

"Yaralı mısın?" diye sordu birisi.

"Çok ağır," demek istedim. Sustum.

"Hadi bize biraz yardım et," dedi bir diğeri. "Arkadaşına bakmamız lazım."

"O öldü," diye mırıldandım benimle konuşan kişiye bakmadan. Söylediğim şeyin ağırlığı kalbimin acıyla çırpınmasına neden oldu.

"Hadi, bırak," dedi ses. Yumuşaktı.

Kafamı kaldırmadan yalnızca gözlerimle benimle konuşan genç adama baktım. "Onu nereye götüreceksiniz?"

Bakışlarını kaçırdı önce, sonra yine bana baktı. "Yaralı mısın?" diye sordu yeniden.

"Fiziksel olarak mı?" diye sordum. Sesim var olabilecek tüm duygulardan yoksundu. "Hayır."

"O zaman, izin ver. Arkadaşını alalım," dedi.

Kafamı kaldırıp Zeynep'e baktım. Yüzünde ufakta olsa bir tebessüm vardı hala. Her şeyi severdi o, herkesi. Ölümü de mi sevmişti acaba? Ölüm, hayattan daha mı güzeldi?

"Onu zaten aldılar," dedim.

Omuzuma dokunan ısrarcı ellerin sahibinin "şokta" dediğini duydum. Sonra da beni yerden kaldırmasına izin verdim.

"Onu nereye götüreceksiniz?" diye sordum yine. Ona bakmaktan kendimi alamıyordum. Yağmurun altında uyuşmuş gibiydim.

Yine yanıt alamadım.

Beni kaldıran kadın, omuzlarıma bir battaniye örttü. Sonra beni oradan uzaklaştırmak için çekmek istedi ama ona izin vermedim. Bir adam gelip Zeynep'in ve etrafın fotoğraflarını çekti. Sonra polisler yanıma gelip benimle konuşmaya çalıştı ama yanıt vermedim. Kardeşimi izliyordum. Yağmur battaniyemi çok ağır yaptı. Biri beni yine götürmek istedi ama çığlık atarak karşılık verdim. Kucağına alıp, beni götürmek istediklerinde deli gibi savaştım. Sonra tanıdık bir ses duydum. Yurttan Meral hanım gelmişti. Dehşetle bir Zeynep'e bir bana baktı. Sonra koşarak gelip bana sarıldı. Ona da karşılık vermedim. Zeynep'in yanına, siyah, çirkin bir torba koyan iki adamı izliyordum. Kardeşimi kaldırıp o çirkin torbanın içine koydular. Sonra da daha da çirkin bir sesi olan fermuarı çekerek güzel yüzünü görünmez yaptılar.

"Karanlıktan korkar o," dedim, adamlar kardeşimi bir un çuvalı gibi kaldırırken. Onlardan nefret ediyordum.

"Aydınlık bir yerde olduğuna eminim," dedi üzerime battaniye örten kadın.

Cevap vermedim.

Kardeşimi ambulansın içine koydular. Ben de onunla gitmek için bir hamle yaptım. Ama kapılar ben oraya ulaşamadan kapandı. "Bu kadar yeter," dedi bir yabancı. Onu da hastaneye götürün ve ne gerekiyorsa yapın. Ben, sahip olduğum her şeyi benden uzaklaştıran ambulansın arkasından sessizce bakarken, güçlü kollar beni kaldırdı.

Bu kez itiraz etmedim.

Beni kimin taşıdığına bakmadım, merak etmiyordum. Donuk gözlerim nereye gittiğini bilmeden, bir duvarın köşesine yaslanmış beni izleyen siyah montlu bir adama takıldı. Gençti. Gözleri, kardeşimi benden alan gece kadar siyahtı. Uzundu ve güçlü görünüyordu. Eğer arkadaşım olsaydı, acaba Zeynep'i kurtarabilir miydi diye düşündüm. Çünkü ben güçsüzdüm. Yapamamıştım. O gözlerini ayırmadan bana, bense ona bakmaya devam ettim. Ta ki kapılar kapanıp, beni yeniden beynimin karanlığının içine hapsedene kadar.

0 yorum

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Bana Ulaşın

Ad

E-posta *

Mesaj *

Bumerang - Yazarkafe